Ünlü İlahi Sanatçısı Mustafa Özcan Güneşdoğdu ile Söyleşi

 




Merkez Camii'nde Hasbihal Programı gerçekleştirmek üzere dün Kırcaali'de bulunan ünlü Tasavvuf Musikisi Sanatçısı Hafız Mustafa Özcan Güneşdoğdu ile yaptığımız kısa söyleşiyi okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

-Sayın Mustafa Özcan Güneşdoğdu, üçüncü kez Kırcaali'yi ziyaret ediyorsunuz. Bununla ilgili duygu ve düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Kırcaali'ye bu üçüncü gelişim, elhamdülillah. İlk geldiğimizde buraya aşık olduğumuzu söyleyebiliriz. Sebebine gelince biz uzun yıllar 1980'den 90'lı yılların ortasına kadar her sene ailece Almanya'dan Türkiye'ye arabayla gelirdik. Burada kardeşlerimiz olduğunu duyardık, ancak buradaki kardeşlerimizle, soydaşlarımızla görüşme, buluşma imkanı olmamıştı. Ama hep merak ederdik, hatta Haskovo
(Hasköy) otoban üzerinden isimleri okurduk, bu Türk ismine benziyor derdik, ama burada ne kadar insanımız yaşıyor, durumları nelerdir- fazla bir bilgimiz yoktu. Dolayısıyla ilk defa buraya geldikten sonra buradaki insanlarımızın ne kadar sıcakkanlı olduklarını, ne kadar bizden bir parça olduklarını, canlarımız olduklarını o candan yaklaşımları neticesinde sadece görmedik, bir de bunu hissettik. Ve biz de zaten çeşitli vesilelerle dünyayı gezen insanlarız. Dolayısıyla Kırcaali'mize ve bu durumda olan bölgelerimize elimizden ne geliyorsa, madden ve manen yardımcı olmayı kendimize bir görev kabul ediyoruz. Çünkü Allah, insana bir takım nimetler verir. Sestir bu, bilgidir bu, maddedir bu, ama bunların da hesabını sorar. Dolayısıyla en azından biz yarın dünyadan ayrıldıktan sonra Allah sorarsa, Bulgaristan'a gitme imkanın olmuştu, orada benim kullarım vardı, ne yaptın denildiğinde, `Ya Rabbi, en azından senin oradaki kullarına Kuran okudum, anladığım, dilim döndüğü kadar Kuranımızı anlatmaya çalıştım, onları hayra davet ettim` diyebileyim. Dolayısıyla hayatımda en mutlu olduğum, huzurlu olduğum, iyi ki gelmişim dediğim yerlerden bir tanesi benim için Kırcaali. Sadece Kırcaali değil, Allah ömür verir, güç, kuvvet verirse, Bulgaristan'ın tamamını gezmeyi arzu ederim, kardeşlerimle kucaklaşmak isterim. Sadece bizim insanlarımız değil, Türk olmayan, Müslüman olmayan, herkesle biz çok rahat bir araya gelebiliriz, konuşabiliriz, anlatacak çok şeyimiz var, paylaşacak çok şeyimiz var. Yani birbirimizden kaçmamız hiçbir şeyi ifade etmiyor. Tam tersine biz insanlığın aradığı değerlere sahip olduğumuza inanıyoruz. Biz güzellikten yanayız, biz insanlıktan yanayız, biz yardımlaşmaktan yanayız, biz barıştan, huzurdan yanayız. Bunu geçmişte de biz zaten dedelerimizde görmüşüz. Bugün inandığımız değerler de bize bunu emreder.

-Bulgaristan'da Kırcaali bölgesi dışında başka yerleri ziyaret ettiniz mi?

Bundan bir üç ay önce Filibe'ye
(Plovdiv) gitmek nasip oldu. O zaman gezi amaçla gittik. Oradaki Muradiye Camii, eşi benzeri olmayan bir güzellik. Türkiye'de çok cami gezdim ama Muradiye Camii her halde bu coğrafya içerisindeki en güzel, göz kamaştıran eserlerden bir tanesi. Ama şu bir gerçek, Bulgaristan düzleminde en canlı bölge Kırcaali.

-Sizce Bulgaristan'daki camiler nasıl doldurulacak?

Şöyle söyleyeyim, biz Bulgaristan'daki insanlarımızın, kardeşlerimizin hangi zorluklardan geçtiğini ve şu anda da içerisinde bulundukları imkansızlıkları çok iyi biliyoruz. Öyle inanıyorum ki, inşallah zaman içerisinde, yani elimizde bir sihir değneği yok, vuralım ve istediğimiz olsun. Bu bir süreçtir, zaman içerisinde o hayal ettiğimiz güzellikler meydana gelecektir. Çünkü her şey aslına rücu eder, döner. Bu insanların aslı, zerreleri Müslümandır. Camiye gelemese de, namaz kılmasa da, inancımıza göre bir takım yanlış hareketler içerisinde olsa da, bu insanların zerrelerinde İslam'ın özü, nüvesi vardır. Şimdi her gittiğimiz yerde biz bunu görüyoruz. En azından `Buyur, bir çayımızı iç` demesi, bu İslam'ın güzelliğidir. En azından bize evini açması `Buyurun` demesi, bunlar İslam'ın değerleridir. Dolayısıyla bu insanlarda zaten İslam'ın değerleri vardır. Bize düşen şey sadece, bu insanlarımıza sahip oldukları o değerleri hatırlatmaktır. Ben ümitvarım, göreceksiniz çok zaman geçmeyecek, çok kısa zamanda belki Bulgaristan'daki insanlarımız dünya çapında örnek ve önder yetiştirecek konuma geleceklerdir.

-Sizce İslamofobi nasıl durdurulacak? Bulgaristan'ın bazı bölgelerinde peçe ve burkaya sınırlama getiriliyor?

-Bu da bir süreçtir. Bunlar demokrat olduklarını iddia ediyor, demokrasiden bahsediyorlar, Avrupalı olduklarını iddia ediyorlar ve insanların değerlerinin bunlar olduğunu düşünüyorlar. Biz o insanlara te
rsini yapsak, kapanacaksın diye zorlasak, hoşlarına gider mi?! Öyleyse, eğer demokrasi deniliyorsa, hürriyet, insan hakkı deniliyorsa, bunlara inanıyorlarsa, tabii ki bu sadece sözde değilse, bunlar da hiçbir insanın inancı gereği yaptığı eylemlere karışmamalılar. Başkalarını rahatsız etme, başkalarının haklarına müdahale etme, başkalarının hayatına kast etme hariç, yani benim hürriyetim başkalarının hürriyetinin başladığı yerde biter. Dolayısıyla ben kimsenin giyimine karışamam.

-Gazetemiz aracılığıyla Bulgaristan'daki Müslüman toplumuna nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Anlatmaya çalıştıklarımı özetleyecek olursak şudur cümlesi: Bugün dünyamız teknolojik açıdan altın çağını yaşıyorsa bile insanlık huzursuzdur. İnsanlık mutlu değil. Yani burada bir kardeşim açsa, bir parça ekmek bulamıyorsa ben nasıl mutlu olabilirim. Suriye'de her gün insanların tepesine bomba yağıyorsa ben nasıl huzurlu olabilirim. Zerre kadar insanlığı, vicdanı olan insan bundan rahatsız olur. İnsanlık her türlü imkana sahip, ancak huzuru yok. İnsanlığın aradığı o huzur verecek değerler Müslümanlarda mevcut. Dolayısıyla az veya çok orasını karıştırmıyorum, bu insanlığın aradığı değerler, yani Müslümanım diyen insanlarda mevcut. Önce o değerlerini öğrensinler, tavsiye ediyorum. Öğrendikleri o değerler onlarda kalmasın, diğer insanlara da aktarsınlar ki, "Buyur kardeşim, mutlu olmanın yolu budur" desinler. Biz bunu tarihte görmüşüz geçmişte. Hıristiyan, Müslüman, dindar, dinsiz, herkes tüm değerleri bir arada yaşayabilmiş- birbirinin gırtlağına sarılmadan, birbirini boğmadan, birbirini öldürmeden. Çünkü İslam bunu emrediyor bize. Komşusu açken tok yatan Müslüman değildir, diyor. Burada komşudan kasıt Müslüman komşu demiyor. Benim komşum dinsiz de olsa, Hıristiyan da olsa, onun tok olması benim görevimdir. Yani onun da karnının doyması için ne gerekiyorsa yapmak zorundayım. Bu değerleri İslam'dan başka hiçbir düzen, hiçbir anlayış vermiyor insana.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN

Fotoğraflar: Müzekki AHMET 

12 Mayıs 2016, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

1 Haziran 2016, Kırcaali Haber Gazetesi


Güven Tazeleyen Kırcaali Bölge Müftüsü Beyhan Mehmet ile Söyleşi





 

Geçen ay gerçekleşen Bölge Müslümanlar Konferansı'nda Kırcaali Bölge Müftüsü Beyhan Mehmet, beş yıllık bir dönem için yeniden Bölge Müftüsü seçildi. Sevgili okuyucularımız, bununla ilgili Beyhan Mehmet ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz.

-Sayın Beyhan Mehmet, güven tazeleyerek, bir dönem daha Kırcaali Bölge Müftüsü seçildiniz. Seçiminiz mübarek olsun! Bununla ilgili bizimle duygu ve düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

-Sizlere ve temsil ettiğiniz Kırcaali Haber
Gazetesine kalben teşekkür ediyorum. Allah razı olsun! 17 Mart tarihinde 107 din görevlimizin katılımıyla gerçekleşen yerel konferansta tekrar güvenoyu kazandık ve yeniden bir dönem daha Kırcaali'de halkımıza hizmet etmek üzere müftü olarak seçilmiş olduk. Şu ana kadar olduğu gibi Yaradan'dan dolayı yaratılanı sevme prensibiyle hareket etmek suretiyle vazifelerin geçici olduğunu, asıl olan iz bırakmanın olduğunu bilmek suretiyle, şuuruyla hareket ederek, yeniden bir sorumluluk, mesuliyet üzerimize aldık. Ben ve ekibim, inşallah bu çizgide hareket edeceğiz.

-Önceki döneminizi kısaca değerlendirir misiniz?

- Bugüne kadar haftada belirli günlerde ziyaretlerde bulunduk, Cuma programları tertip ettik, köy mevlitlerine, yağmur dualarına katıldık. Böylelikle halkımızla insibağ kurduk, dostluk kurmaya çalıştık. Ben bizatihi köylerimizin yüzde 80'inde hutbe okudum, vaaz ettim, değişik aktivitelere katıldım. Bundan dolayı iftihar ediyorum. Katılamadığım köyleri göz önünde bulundurmak suretiyle (arkadaşlarımızın da aynı şekilde katılamadığı yerler var) onları belirleyerek, önümüzdeki günlerde katılımlara oralardan başlayacağız, inşallah. Daha önceki 5-6 yıllık dönemimizde, yani yaklaşık 50 mağdur aileye sadece Kırcaali Merkez Camimizde açtığımız sergilerle topladığımız yardımlarla tedavi olması gerekli vatandaşı, zor durumda olan vatandaşı, dini, etnik özelliği ne olursa olsun, fark etmeksizin mağdur olan bir insanımızı yeniden hayata kazandırmaya gayret ettik. Efendim, bu tarzda yetim aileleri gözettik. En son hacca gidenlerin Bulgaristan genelinde en fazla Benkovski'den (Killi) olduğunu yine teyit ederek, ifade ediyoruz. Bu ve benzeri olaylar bizi sevindiriyor.

Bulgaristan genelinde ilk İslami Neşriyat Kırtasiyesi
nin Kırcaali'de açılması sevindirici bir olay olduğu gibi, henüz bir ikincisinin açılmaması ise üzücü bir olay. İslam Kültür Merkezi niteliğinde Kırcaali'deki yeni caminin inşaatı başladı, temeli tamamlandı, kolonlar çıkıyor şu aşamada. İnşallah, en yakın zamanda o da tamamlanır. Böylelikle özellikle merkezde oturan halkımıza şuurlu bir hizmet verme hedefindeyiz. Çünkü orası konferans salonu, bayanların kaynaşacağı mekan, çocukların oynayacağı bir bahçe ve saire şeklinde bir İslam Kültür Merkezi olacak. Öyle öngörüyoruz. Bu ve benzeri projelerimiz var, Rabbim nasip ederse onları gerçekleştireceğiz. Hanımlara yönelik çalışmaları önemsiyoruz. Bu çerçevede Kırcaali merkezde kendilerine ait bir bölüm oluşturduk. Kuran ve Hadis derslerinin Kırcaali Vaizesi Sibel Mehmet ile devam edeceğini ifade etmek isterim.

-Bu dönemde kısa ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?

-Yeni dönemde tabii ki, yeni ümitli olacağız. Arzumuz ezansız köyümüz kalmasın ve din görevlilerimizi bu mealde motive etmek suretiyle, bazı köylerimizde
Cumadan Cumaya programlar tertip ediliyor, bunun hatalı olduğunu, imkan ölçüsünde beş vakit namaz kıldırmanın ve beş ezan okunmanın o köy için ayrı bir bereket, ayrı bir lütuf olacağını ifade ederek, bu şekilde bir program geliştirmeye çalışıyoruz. Başmüftülüğümüzün şu an sahip olduğu bütün birimler-vakıflar, sosyal yardım, eğitim şubeleri vs. birimlerinin altta yansıması olarak Kırcaali Müftülüğü'nde de hepsi var ve biz bütün bunlarla alakalı koşuşturuyoruz, çaba sarf ediyoruz, halkımıza hizmet etmeye çalışıyoruz. Yaz Kuran kurslarımız var. Onlar 70 civarında. Bunların birçoklarını biz artık yıllık Kuran kurslarına dönüştürmeyi hedefliyoruz. Hiç olmazsa cumartesi ve pazar günlerinde köylerimizde bu hizmetin verilmesini arzuluyoruz. Kreşlerimizde helal lokma noktasında gayretlerimiz var-çocuklarımız helal lokma yesinler. Bu hususta da ebeveynin desteğini, rızasını alıyoruz. Bu şekilde daha güçlü yürüyoruz. İleriye dönük tabii ki, basım noktasında bir hutbe kitabı hazırlama arzumuz var. İmam hatip idaresiyle birlikte özellikle 11-12.sınıfta olan öğrencilerle Cuma programları tertip ediyoruz, onlardan da katkı alıyoruz. Bu ve benzeri çalışmalarımız var. Yani halktan gelen talepler noktasında onlara cevap vermeye gayret ediyoruz. İfade ettiğim gibi, bilhassa ezan okunmayan köyümüzün kalmasını istemiyoruz. Bu bize ayrı bir yük veriyor. Bölgemiz çok büyük. Hocam, filan yerde ezan okunmuyor, niye ilgilenmiyorsunuz, diyenler oluyor. Biz de imkan ölçüsünde her bir köyümüzle ayrı ilgilendiğimizi ifade ediyoruz. Vazifeye başladığımızda yaklaşık 25-30 köyde beş vakit ezan okunuyordu. Şu aşamada 100 civarında köyde biz bu hizmeti verdiğimizi ifade ediyoruz, üç misli bir artıştan bahsediyoruz. Peyler peyi ancak muvaffak olabileceğimizi ifade ediyoruz. Çünkü konjektör farklı, şartlar farklı, görevlendirdiğimiz din görevlilerini de öyle onore ederek değil, rica, minnetle Allah adına bu hizmetin ne denli önemli olduğunu ifade ederek, ikna ederek, bu şekilde kendilerinden hizmet alıyoruz. Dolayısıyla her şeyden önce milli ve manevi değerlerimiz noktasında daha büyük başarılara ulaşabilmemiz için duyarlı Kırcaali halkından bugüne kadar aldığımız desteğin benzerine her zaman ihtiyaç duyacağımızı ifade ediyoruz. Yalnız başımıza bizler ne yapabiliriz? Ama halkımızın desteği olduğu sürece, çünkü her şeyden önce milli ve manevi değerlerimiz çok önemli, özümüzdür bizim-dilimiz, kültürümüz, medeniyetimiz, tarihimiz, dolayısıyla dil unsurumuzla da birlikte bu mealde halkımıza hizmet etmekle yükümlüyüz. Bir elin nesi var, iki elin sesi var, diyoruz. Halkımızın desteğine duyduğumuz ihtiyacı tekraren dile getiriyoruz. En başta söylediğim gibi din görevlilerimiz gönül adamlarımızla daha güzel bir dostane ortam sağlayarak, onlar sayesinde halkımıza ulaşmak, bizatihi kendimiz programlar düzenleyerek, halkımızın nabzını yoklamak, onların derdini dinlemek, çareler üretebilmeyi hedefliyoruz. Biz devlet kurumu değiliz. Müftülük olarak bizim en başta vazifemiz bu zor günlerde halkımızın moralini, motivasyonunu yitirdiği günlerde imtihan maksatlı yaratıldığımızı, Allah'ın bizi iyilikle de, zorlukla da imtihan ettiğini, bollukta, berekette şükretmemiz gerektiğini, sıkıntıda ise sabırlı olmamız gerektiğini her fırsatta imkan ölçüsünde halkımıza arz etmeye çalışıyoruz.

- Koşukavak Müftülüğü'nün Kırcaali Bölge Müftülüğü'ne bağlandığını öğrendik. Bununla ilgili bilgi verir misiniz?

-Bulgaristan genelinde daha öncesinde 21 müftülük vardı. 24 Ocak tarihinde Sofya'da gerçekleşen milli kongremiz esnasında alınan kararlardan bir tanesi Koşukavak Müftülüğümüzün Kırcaali Bölge Müftülüğüne bağlanmasıdır. Yani Kırcaali İl Müftülüğü statüsünü alma şeklinde bir karar alındı. Zira bundan önce malumunuz Kırcaali'ye bağlı olarak Ardino (Eğridere) ve Cebel (Şeyhcuma) ile ilgilenmek üzere Müftü Vekilimiz vardı. Koşukavak'ta da aynı şekilde Müftü Vekilimiz oldu. Çünkü Bulgaristan genelinde ilçe bazında başka bir müftülük yoktu. Bir istisna olarak orasıydı. Bu münasebetle bu dönemde bize daha şuurlu hizmet öngörülüyor. Geçen hafta Koşukavak'daki din görevlilerimizle de görüşme adına orada tertip edilen toplantıya katıldık. Onlara da aynı şeyleri ifade ettik. Mevlam bize bir vazife vermiş, bir mesuliyet lütfetmiş, bunu hakkıyla, layığıyla yürütme vazifesi hepimize düşen bir vazifedir. Bu münasebetle kal (anlatmak suretiyle) ve hal (örnek yaşayışımız) ile tebliğde Rabbim bizi muvaffak kılsın! Yani insan kürsüden çok güzel vaaz edebilir, ama toplumda örnek bir kişiliği olmazsa, çok fazla faydası olmaz bu işin.

Dolayısıyla toplum içerisinde de örnek kişiliğimiz son derece önemli diye orada da beyan etmiş olduk. Bu durumda iki tane yardımcım var, biri Erhan Recep, Cebel ve Ardino ilçelerimizle, Nasuf Nasuf Hocamız da Koşukavak ile birlikte kendisine Mestanlı
ilçesini de devrettik, bu iki ilçeyle ilgilenecekler. İleriye dönük bir Müftü Vekilimiz daha öngörülüyor. Onun da muhiti büyük bir olasılıkla Kirkovo (Kızılağaç) olacak. Çünkü orada da 50'nin üzerinde cami derneğimiz var. Hedefimiz tabii ki, bu tür teşkilatı oluşturmak suretiyle halkımıza daha yakın bir hizmet verebilmek. Böyle bir niyetimiz var.

-Çocukların okullarda seçmeli olarak İslam Din
Dersini okumaları konusunda gelişme var mı?

-Öyle bir projemiz daha var. Yıllardan bu yana bununla alakalı çalışıyoruz. Başarılı olduğumuzu ifade edemeyiz. Allah'a şükürler olsun, bir yıldan bu yana Benkovski köyünde Nikola Yonkov Vaptsarov Lisesi'nde seçmeli olarak din dersi okutuluyor. Az önce ifade ettim, halkımızın desteği olduktan sonra bizim ulaşamayacağımız, başaramayacağımız bir şey yok. Anayasal hakkımız olarak Bulgaristan'ın resmi dini Hıristiyanlıktır, ama bununla beraber de Müslümanlar da aynı hak ve hukuka sahiptir diye beyan ediliyor. Bütün bunlarla beraber de okullarda seçmeli din dersi konusu gündeme geliyor. Ama maalesef ki, birçok yerde güçlü irade göremiyoruz. Öğrenci talebi var, bu defa bize müdür farklı bir engel teşkil edebiliyor. Dolayısıyla güçlü bir irade maalesef, birçok yerde görülmüyor. Konuyla alakalı da çalışmalarımızı yürütüyoruz. Tekrar ediyorum, halkımızın ebeveynler olarak çocuğum, kızım, torunum, din dersi, İslam'ı okumalı şeklinde bilhassa
nisan ayının sonunda, mayıs ayının başlarında okullarımıza müracaat ederek, bu işi yaparlarsa, biz daha güçlü olarak okul idarelerinden bunları talep edebileceğiz. Bu konuyla alakalı çalışmamız gerekiyor. Zira bir ana babanın evladına karşı en güzel hediyesi şüphesiz ki, güzel ahlak kazandırmasıdır. Bu da din eğitimiyle ancak mümkün olacaktır. Bu yönüyle yeni dönemde, sayılı günler sonrasında nisan ayının sonunda, mayıs ayının başlarında okullarımıza müracaat edelim, oğlum, kızım, seçmeli din dersi İslam okumalı diye dilekçeler dolduralım.

-Kırcaali Haber gazetesi aracılığıyla bölge Müslümanlarına seslenmek ister misiniz?

-Peygamber Efendimizin (SAV) diliyle seslenelim. Efendimiz (SAV), "İman etmedikçe
cennete giremezsiniz, birbirinizi Müslümanlar olarak sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" buyuruyor. İslam kardeşliğinin ne denli önemli olduğunu vurguluyor. Sonraki aşamada yine kardeşlikle ilgili hadis-i şeriflerinde diyor ki, "Birbirinizin ayıbını araştırmayınız, birbirinizin arkasından iş çevirmeyiniz. Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz!" Yani birbirinize yardımcı olunuz! Bu zor günlerde özellikle Allah'ın, "Ey iman edenler iyilik ve takva üzerine birleşiniz, kötü işlerde birbirinizi uyarınız!" şeklindeki ayetini hatırlatarak, iyilik ve güzellikte, hayırlı işlerde birlik olalım, ama işin öbür tarafında içinde hayır, esenlik olmayan işlerde de birbirimizi uyarmaya çalışalım. Senin adam, benim adam değil, ilkesi düzgün adamlar önemli. Rabbim, çizgimizi her zaman net eylesin, dünyada güzellik ve iyilik ihsan eylesin, aile huzuru lütfetsin, kazancımızı helalinden bereketli eylesin ve inşallah Dar-ül Bekada da hepimize vaat ettiği cennetini ihsan etsin, diye dua ediyorum.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN


13 Nisan 2016
, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

27 Nisan 2016, Kırcaali Haber Gazetesi

"Mutluluk Sembollerin" Ustası Ressam Şükran İstanbullu ile Söyleşi

 


Sevgili okuyucular, 20 Ekim'de Ömer Lütfi Kültür Derneği merkezinde resim hocası dünyaca ünlü ressam Hikmet Çetinkaya ile birlikte Kırcaalilerle buluşmadan önce "Mutluluk Sembollerin" ustası ressam Şükran İstanbullu ile yaptığımız söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz.

-Sayın İstanbullu, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

-Ben ekonomist ve aynı zamanda çocuk eğitim psikoloğuyum. Bu konuda yüksek lisans yaptım. Eşimin görevi dolayısıyla (o hariciyeydi) yurt dışında bulunduğumuz dönemde Amerika'da üç yıl resim sanatı konusunda eğitim aldım. Sonra Türkiye'ye geldim. Üst düzey yönetici olarak çalışıyordum. Daha sonra Ankara'da Hikmet Hoca ile yolumuz kesişti. Onunla çalışmaya başladım. Ve ondan sonra da profesyonel olaraktan kendi kendime yaptığım o çalışmaları daha farklı bir şekilde üretmeye başladım. Empresyonist tarzda çalışıyorum ama akrilik çalışmalarım tümüyle karışık teknik dediğimiz farklı çalışmalar. Benim kendi tarzım, kendi bulmuş olduğum teknikleri uyguluyorum. Tuval üzerinde seramik gibi oluyor. Onlar mutluluk objeleri ve tümüyle sevgi, mutluluk, huzur. Ben öyle düşünüyorum, çünkü benim yapım ona uygun. Ürettiğim şeylerin de onları yansıttığına inanıyorum. Sonuç itibariyle yaşam görmek isterseniz, pek çok güzellikleri yansıtan bir ayna. Yeter ki siz o aynayı ve yansıtmayı görün. Kendi içinizdekini de ortaya koyun. Yoksa görmek istemezseniz, var olan hiçbir şeyin farkına varamazsınız. Leonardo Da Vinci, benim hayran olduğum bir sanatçıdır. O, der ki, "Resmi gözle görürsünüz."  Yani bakarsınız görürsünüz. Ama ruhun penceresi gözlerdir. O nedenle yaptığınız her şeyde ruhunuzu da katarsanız, yaşanılan her şeyin ve size katılan her şeyin farklı olduğuna inanıyorum. Şimdiye kadar 300'den fazla karma sergim, 20 civarında kişisel sergim, 20 civarında da uluslararası sanat fuarlarına katılımım var.

- Resimlerinizde genel olarak işlediğiniz konular nelerdir?

-Ben çiçeği çok seven bir insanım. Nereye gidersem gideyim, iki günlük bir yurt dışında dahi olsa hemen bir çiçek alırım, odama koyarım. Leylakları işliyordum ben. Leylaklar ve güller. Leylak bana göre birlik sembolü. Bir leylak ağacı düşünün. Üzerinde çeşitli kollarıyla ve onun üstünde de tomur tomur bir sürü leylak çiçekleri. O çok kısa ömrüne rağmen o enfes kokusuyla çok kısa süren güzelliğine rağmen hep anılarımızdadır. Leylak benim için tüme varımı simgeler. Tanrıya varışı simgeler. Gül, doğuşu, yeniden oluşumu temsil eder. Leylağın ömrü kısadır. Tıpkı hayatımıza sevgiyle veya çeşitli farklı şeylerle dokunan insanlar gibi. Evet, gider, biter, ama o dokundukları yanlarıyla ömür boyu sevgisiyle varlığıyla hayatımıza yön verenlerdir. Evrenin sevgisi de odur. Ben her şeye evrenin sevgisiyle bakıyorum açıkçası. Önemli olan yaşamı kolaylaştırmak. Yaşamı evren sevgisiyle bakarak kolaylaştırmak. Zorlaştırmak çok kolay, ama kolaylaştırmak zor. Zor olanı seçmek gerekiyor. Ben her zaman için evrene sevgiyle bakan bir insanım. Ve onun dokunduğuna inanan bir insanım. Sonuç itibariyle sevgi diyorum, her şey sevgi.

-Kırcaali ile ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

-Bize yansıtılan daha önceleri bilgilerimizde bu şekilde değildi. Ama ben internetten inceleme yaptım. Hikmet Bey'e de söyledim. Kırcaali, bizim düşündüğümüz gibi değil. Çok farklı ve tarihi çok daha sıkı, iyi olan bir takım hoşlukları olan bir yer. Görsel zenginliği var. Tarihi şeyleri çok hoş. Gittiğimizde Kırcaali'yi çok seveceğiz dedim. Geldik, hakikatten doğası, görüntüsü, insanlarının sıcaklığı, Kırcaali'yi çok sevdik açıkçası. Keyif aldık, burada olmaktan mutluyuz. Sergide de pek çok sanatsever dostla, sanatçılarla beraber olacağız. Onlarla tanışmaktan mutluluk duyacağım. Sizlerle tanıştığım için de mutluyum.

- Hikmet Bey, Filibe'de birlikte çalıştığınızı söyledi. Bununla ilgili bilgi verebilir misiniz?

-Evet. Sekiz yıldır Filibe'ye gidiyoruz. Hocamın sergilerine de eşlik ediyorum. Hocamın sergileri oluyor, karma sergilerimiz oluyor. Filibe'deki Aspect Art Gallery ortak galerimiz. Mesela, Atina'ya, Rusya'da Moskova'ya, Kıbrıs'a, Fransa'ya pek çok ülkeye birlikte gittik. Grup olarak da, hocayla da gidiyoruz. O, bizim ustamız. Onun atölyesi var. Atölyesinde piştik diyelim. Her zaman gururla onun öğrencisi olduğumu söylerim. Şimdi benim de Ankara'da atölyem var, benim de öğrencilerim var. Yurt dışından gelen gruplarım var. Amerika'da bulunduğum dönemde Maryland Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'nde eğitim aldım. Onu ben kendim için aldım. O farklı bir şey. Hocalarım beni yarışmalara sokarlardı. Hep birinci olurdum. Fakat benim babam dedi ki, "Kızım bu tanrı vergisi bir kabiliyet. Sen bunu her zaman için değerlendirebilirsin. O nedenle ülkemizde bir kadının altın bileziği olmalı, mesleği olmalı. Yani sanat, evet çok güzel ama geleceğin açısından ben farklı bir meslek dalı seçmeni istiyorum." O, hukuk okumamı istiyordu. Ben de bunu istiyordum, ama babamı da kırmak istemedim. Onun üzerine ben işletmeyi, ekonomiyi seçtim. Ne onun, ne benim istediğim oldu. Sonra psikolojiyi seviyordum. Yine sınava girdim, yine o dalda eğitim aldım. Onda yüksek lisansımı tamamladım. Ama Amerika'ya gittiğimizde bu içimde kaldığı için orada sınavlara girdim, kazandım. Orada üç yıl resim sanatı üzerine eğitim aldım. Türkiye döndüğümüzde de yine mesleğime devam ederken Hikmet Bey ile yollarımız kesişti.

-Resim yapmaya ne zaman başladınız?

-Çocukluktan itibaren. Yani benim ilkokulda normal defterlerin yanı sıra hocalarım anneme babama ayrıca defterler aldırırlardı. Çünkü defter bitiyordu hemen. Hep desen çalışması yapıyordum.

-İyi bir ressam nasıl olunur?

-İyi bir ressam mı, iyi bir sanatçı mı? Yani ressam gördüğünü çizen, yapan kişidir. Bu herkese göre değişir. Benim güzelim başkasının çirkini olabilir. Hangi dalda ne şekilde, nasıl çalışıyorsa ona göre bu farklılık kazanan bir şey. Yani o çok iyi, bu çok kötü diye tanımlama yapmak yanlış. Yani öyle bir tanımlama yapamam. Çünkü herkesin kendi şeyi kendine göre çok iyi.

-Kırcaalilere ne söylemek istersiniz?

-Bulgaristan sanat merkezi olan bir yer. Çok Bulgar sanatçı dostlarımız var. Son derece iyi eğitim veren sistem ve iyi yetişmiş sanatçılar var. O nedenle ülke olarak çok şanslısınız bir kere. Çünkü eğitim sisteminiz çok iyi. Keşke mümkün olsa da burada da bir eğitim alabilsem, üniversitesine gidebilsem. Bence yaşamda çok zorluklar var. Hepimizin hayatında var. Sizlerin de vardır. Ama sevgiyle bakarsanız pek çok zorluğun çözüleceğine inanıyorum. Onun üzerine de sevgi her şeyi çözen yol. Sizleri tanıdığım için çok mutluyum. Dilerim bu çalışmalarınız devam eder, süregelir Türkiye'de, burada. Hayatımıza sevgiyi davet ettiğimizde, öyle diyeyim, ben şuna inanıyorum, her şey farkındalıkla şekillendiriliyor. Tanrımız insana önce tıp tıp diye dokunuyor, sonra pat pat, sonra güm güm. Önemli olan farkına varmak yaşamın, her şeyin bir bütün olduğunu, hepimiz birbirimizin bir parçasıyız. O tıp tıplarda farkına varabilmek çok önemli. Tıp tıpların farkına vardığınızda evrene daha farklı bakmaya başlıyorsunuz. Çünkü bana göre yaprak da, insan da, hayvan da, doğa da, her şey, o yaratıcı güç, hepimiz birbirimizin parçasıyız, yansıyan parçasıyız. Durup dururken siz kendi kolunuzu keser misiniz?! (Yok) Kesmezsiniz. Siz bana zarar verirseniz kendi kolunuzu kesmiş oluyorsunuz. Ben size zarar verirsem, kendime zarar vermiş oluyorum. Biz bir bütünün parçasıyız. Yeter ki o parçaları o sevgiyle bütünleştirelim. Harcımız sevgi ve saygı olsun. Gerisi de hikaye zaten.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN

30 Ekim 2015, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

25 Kasım 2015, Kırcaali Haber Gazetesi

Ünlü Ressam Hikmet Çetinkaya ile Sanata Dair Söyleşi

 



Sevgili okuyucular, 20 Ekim'de Kırcaali Ömer Lütfi Kültür Derneği merkezinde öğrencisi Şükran İstanbullu ile birlikte Kırcaalilerle buluşmadan önce dünyaca ünlü ressam Hikmet Çetinkaya ile yaptığımız söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz.

-Sayın Çetinkaya, öncelikle Kırcaalimize hoş geldiniz. Şu anki duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?

-Hoşbulduk. Güzel bir yer Kırcaali. İlk defa Kırcaali'ye geliyorum ben. Ben sekiz yıldır Bulgaristan'da ortak sanatsal etkinlikler yapıyorum. Bunun merkezi Plovdiv (Filibe). Biz Plovdiv Aspect Art Galery ile 8 yıldır her yıl çalışmalar yapıyoruz. Plovdiv'in yanı sıra Varna'da Larga Art Galery, Burgaz'da galerilerle çalışıyoruz. Fakat biz sekiz sene önce Filibe Başkonsolosumuz Sayın Ümit Yalçın döneminde Kırcaali'de etkinlik yapmayı düşündük, konuştuk. Ancak bu şimdi nasip oldu. Kırcaali bizim için yüreğimizin diğer yarısı. Birçok Türk vatandaşımızın, Türk insanımızın olduğu, aynı şekilde yüreğinde sevgi, barış, dostluğu barındıran Bulgar insanlarımız da var. Sanatçı kesimi de burada var. O yüzden burası bizim için tabii ki, apayrı bir ağırlığı, değeri, atmosferi olan bir şehir. Bir kere en baştan söyleyeyim, bizi buraya çağırdılar. Geldik, çok da mutlu olduk, çok da iyi oldu. Çünkü Türkiye'nin dışında başka bir yerde sanatsal etkinlikler yapıp, bu sanatı kullanıp, fırça, boya, paleti kullanıp, buradaki insanlara kendimizi anlatma, içimizdeki o paylaşımı, dostluğu, kardeşliği vurgulamak ve bunu geliştirmek için sanatı kullanmak güzel bir şey. Bu program içerisinde Ömer Lütfi Kültür Derneği merkezinde bir sanatsal söyleşi, bir canlı performansımız var. Bu canlı performansta nasıl resim yaptığımızı ve yaptığımız tekniği sanatseverlerle paylaşmak, kendimizi ifade etmek için bir etkinliğimiz var. Ardından Türkiye'den getirdiğimiz eserlerimizle Krıg Sanat Galerisi'nde 10 gün sürecek bir sergi yapmayı planladık. İnşallah, iyi olur. Hayırlısı olsun diye düşünüyoruz. Bu etkinliği Türkiye'deki toplumla buradaki Bulgar toplumu arasında var olan dostluğu, kardeşliği, paylaşımı geliştirmek, bir nebze katkı sağlamak amacıyla yapıyoruz.

- Gelinciklerin ressamı olarak biliniyorsunuz. Neden gelincikler?

-(Bir broşür veriyor) Ben ilk defa elime boyayı 1976 yılında aldım. Yani takriben iki ay sonra kırkıncı yılımı kutlayacağım. Yani kırk yıldır resimle uğraşıyorum. Şimdiye kadar 120 tane kişisel sergi açtım. Bunun 36'sı yurt dışında-Amerika, Fransa, Kanada, İsviçre, İsveç, ta Çin'e kadar, Avustralya'da sergiler açtım. Bana en çok sorulan soru bu. Artık ben de herkesin en çok merak ettiği konu bu olduğu için size sunmuş olduğum broşürün, kataloğun önsözünde neden gelincik olduğunu uzun uzun anlattım. Birkaç cümle ile söyleyeyim. Aslında ben gelincik yapan bir sanatçı değilim. Gelincik felsefesini işleyen, gelinciğin anlam ve ifadesini içinde barındırdığı o yoğun felsefeyi anlatan bir sanatçıyım. Gelinciğin dünya üzerinde ortak ifadesi unutmama, hatırlamadır. Birçok yerde yapılan törenlerde unutmamanın simgesi olarak insanlar yakalarına gelincik objesi, sembolü takarlar. Örnek olarak Kanada'da her yıl yapılan 11 Kasım Remembrance Day (Unutmama, Hatırlama Günü) etkinliklerinde yakalarına bütün Kanada halkı gelincik takar. Aynı şekilde anzakların da sembolü bir gelinciktir. Mesela, her yıl yapılan Anzak Anma Günlerinin sembolü gelincik. Niye unutmama, peki neyi unutmama burada söz konusu? Çok ilginçtir Çanakkale Savaşı'nın galibi yoktur. Bunun galibi insanlıktır, insanlık, dostluk kazanmıştır. Siz biliyor musunuz, Türkiye'de en güzel, en parlak, en kırmızı gelincik nerede büyür, nerede olur?! (Hayır) Çanakkale'de büyür. Çünkü Çanakkale Gelibolu'da Mehmetçiklerin ve aynı zamanda Kanadalıların, daha doğrusu anzak askerlerinin kanlarıyla sulanmıştır gelincikler. Ve bu gelincik ortak dostluğun, kardeşliğin ortaya attığı filizlerin bir sembolüdür. O yüzden özellikle bu broşürlerimizde (gösteriyor), şurada neden gelincik diye çok güzel anlattım. Gelincik dostluğun, kardeşliğin, barışın bir sembolizmasıdır. Bütün dünyadaki bütün insanların, bütün ülkelerin, bütün toplumların en çok eksik olduğu dostluk. Herkes dostluğu, kardeşliği dilinin ucuyla söylüyor. Ama yüreğiyle bunu söylemiyor. Elimden geldiği kadar bunu vurgulamak istiyorum.

-Eserlerinizde başka ne tür konuları işliyorsunuz?

-Ben kırk yıllık bir sanatçıyım. Daha önce benim kar, yağmur, bulut resimlerim vardı. Her dönem birşey çalışıyorum. Bu dönem bunu çalışıyorum. Tabii ki, ben geçen ay Kanada'da etkinlik yaptım. (Ben 6 ay Toronto'da, 6 ay Türkiye'de yaşıyorum). Ottawai Toronto, Montreal ve St. John's'ta Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği'nin desteğiyle sergiler yaptım. Takriben beş gün sonra da Avustralya'ya gideceğim. Canberra ve Melbourne'da sergiler yapacağım. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın desteğiyle Türkiye'yi temsilen gidiyorum. Takriben 36 tane yurt dışı etkinlikleri yaptım. Bunun 20'ye yakınına Türkiye'yi temsilen gönderildim. Mesela, bizim bir kitapçığımız var. (Ben onu size verebilirim sergi sırasında) O bizim sergi broşürümüz, İngilizce olarak Kültür Bakanlığı bastı. Orada niye bunları yaptığımızı uzun uzun anlattık. Şimdi önemli olan burada sanatçının hangi konuyu yaptığından önce kullandığı teknik, resmin içeriği, kompozisyon, leke, doku, perspektif, plan, anı. Mesela, bugün yapacağımız canlı gösteride bunları vurgulayacağım. Yani şunu söyleyeyim, kalkıp da sadece gelincik yapmış demek olayı çok basite indirgemedir, olayın arkasını görmemektir. O yüzden burada topyekun bakmak lazım. Teknik olarak, içerik olarak, felsefik olarak olaya bakmak lazım.

-Kullandığınız teknik nedir?

-Resim tekniği olarak empresiyonizm adı altında renkçi ve lekeci çalışmalar yapıyoruz. Yani bizim çalışmalarımız klasik tarz fotoğrafik değil, gördüğümüz objeyi aynen bire bir tuvale aktarmak değil, yorumlayarak, yorum katarak, içimizden birşey katarak onu tuvale aktarmak. Bunu empresiyonizm dediğimiz bir teknikle yapıyoruz, yani yoğun boya kullanıyoruz. Öyle kalkıp da üzerinde günlerce, haftalarca, aylarca uğraşıp çalışmalar değil. Bunlar duygular gelip, resme başlayıp, duyguların bittiği, resmin de bittiği andır. O yüzden çalışmalarımız hızlıdır, yoğun boya kullanıyoruz. Fırçanın dışında değişik malzemeler kullanıyoruz. Mesela, spatula ve yardımcı malzemeler kullanıyoruz. Şu an bizim olanaklarımız el verdiği oranda Ömer Lütfi Derneği'nde yapacağımız performansımızda ağırlıklı olarak spatula kullanacağım, yoğun boyalar kullanacağız. O yüzden olayı sadece bir tek konuya bağladığımız zaman asıl büyük parçayı kaybediyoruz. Bunun biraz felsefi yönü var, neden bu resmin böyle yapıldığı olayı var. Ve tabii ki, sembolik şeyi ağır basıyor. Bu bir sembol aslında. Yani dediğim gibi ana kelime olarak gelincik bütün dünyada ortak tanıtımda unutmamanın, hatırlamanın sembolüdür.

-Sanat görüşünüzü açıklar mısınız? Sanat, sanat için mi, yoksa toplum için mi yapılmalı?

-Şimdi herkes toplumun, karşıdaki kesimin hoşuna gideceği şekilde bir şeyler söyler. Bu sanat toplum için midir, sanat sanat için midir, falan filan, bir şeyler söylenir durur. Ben bunların hepsine karşıyım. Sanatı tam olarak ben kendim için yapıyorum. Niye kendim için? Çünkü kendimi ifade etmek için yapıyorum. Fakat kendimi ifade etmek için kullandığım duygu yoğunluğu var. İşte bu duygu yoğunluğunu besleyen toplum. Yani toplumun ilgisi ve ilgisizliği, toplumun olaylara yaklaşımı, toplumun sorunlara ne kadar sahip çıkması veya sorunları körüklemesi, dostluğu ve düşmanlığı ne kadar körüklemesi ve içindeki o barışı, karşıdaki topluma duyduğu saygıyı, sevgiyi ne kadar işlemesi ve işlememesi beni etkiliyor. İşte o etkileri ben tuvale aktarıyorum. O yüzden benim için sanat kalbini anlatmadır. Her kim ne derse desin. Bütün sanatçılar aslında bu görüşü söylüyor. Fakat karşıdakine neyi söylersem daha sempatik gelir dediğinde ben tek başıma kalkıp da Don Kişot değilim. Yani barışı tek başıma sağlayacak halde değilim. O kadar yetkim de yok. Ancak buna katkı sağlayabilirim. Buna katlı sağlarken de toplumun, derneklerin, kurum ve kuruluşların bana gösterdiği yardımla, destekle ancak bunlar olabilir. O yüzden ben elimden geldiği kadar resimlerimde benim savunduğum felsefeyi aktarmaya çalışıyorum. Bu sanat ne için dediğinizde benim kırk yıllık sanat birikimim var. Şimdi ben dünyayı dolaşıyorum, dünyayı geziyorum. Her gittiğim yerde de bunu anlatmaya çalışıyorum. Ve her gittiğim yerde sanatın gücünü kullanmaya çalışıyorum. Bu sanat sadece bir ülkeye, duruma ait değildir. Ortak bir dildir. Şu an biz Türkçe konuşuyoruz. İnsanlar bir araya geldiğinde birbirlerinin lisanlarını anlayabiliyorsa anlaşabiliyor. Lisanlarını anlayamıyorsa diyalog kuramıyor. Aynı şekilde sanatın dilini herkes anlıyor. Şu an resim yapayım ben, hüznü işleyeyim. Herkes o hüznü anlayabiliyor. Demek ki sanatın dili var, bir gücü var. İşte biz bunu kullanmak durumundayız. Burada ben elimden geldiği kadar bu kırk yıllık birikimi, deneyimi bu saatten sonra nasıl daha ileri götürebilirimi kullanmaya çalışıyorum.

-Resim yapmaya nasıl başladınız?

-Hiç kimse bir mesleği seçerken şunu yapacağım, bunu yapmayacağım, şunu düşünüyorum, şu olacak, bu olacakla başlamıyor. İçinizde bulunduğunuz ortam, şartlar ve koşullar size oraya itiyor. Hiç kimse ben hamallık yapacağım, lokantada bulaşık yıkayacağım, temizlikçi olacağım diye hayalini kurmaz. Ama şartlar ve koşullar kişiyi oraya itiyor. O yüzden içinde bulunduğum yaşam şartları da beni resim yapmaya itti. Çünkü resim yaparken kendimi çok daha güzel ifade ediyorum. Dedim ki, tam bana göre bir şeymiş bu. Şu an belki en zorunu ben seçtim. Hiç kimseye de bunu tavsiye etmiyorum. Yani sanatla uğraşıp da yaşamını idame ettiren pek kimse yoktur. Yani bir kimse sanat yapacak, resim yapacak ve onunla hayatını kazanacak. Bu çok zor. Ben zoru seçtim ve başardım. Türkiye'de 100 bin kişi vardır resimle uğraşan, fakat herkesin bir işi vardır. Herkes yaptığı işin dışında zaman ayırıp resim yapıyor. Ama sadece resim yapıp da hayatını kazanan çok az, yani 10 kişiyi geçmez belki. Ben belki onlardan birisiyim. Size soru sorayım, Bulgaristan'da işte belki 100-200 kişi vardır resim yapan. Peki sadece resim yaparak, resim satarak hayatını kazanan kaç kişi vardır? Çok azdır, ama herkesin içinden, yüreğinden resim yapmak geçer. Yani ben hobimden para kazanıyorum. Benim bu hobim normalde. Ama bunu yaparken dünyayı dolaşıyorum. 10 gün önce Kanada'daydım ben. İşte Kanada'dan Ankara'ya geldim. Sonra da Avustralya'ya gideceğim. Dünyanın bir ucundan bir ucu. Bakın, bir ülkeyi, bir toplumu tanıtmak için vitrine koyacağınız sanattır, spordur, kültürdür, eğitimdir. Siz kalkıp da vitrin olarak bizim yollarımız var diyemezsiniz. Sanatı ancak karşıdaki anlıyor. Bir müziği, bir folklor müziğini herkes anlayabiliyor. Bütün bu vitrine koyacağınız o toplumun kültürüdür, tarihidir.

-En son ne söylemek istersiniz?

-Bu iki taraflı bir yaklaşımdır. Türkiye'den biz Kırcaali'ye geldik, burada etkinlik yaptık. Şimdi gönül ister ki, burada kurduğumuz dostluğun, kardeşliğin devamı olarak sizleri ve sizlerin yönlendirmelerinizle buradaki kültür ve sanatı da Türkiye'de, Ankara'da aynı şekilde karşılayıp, ağırlayıp, orada bir şeyler yapalım. Siz de kendinizi Türkiye'ye anlatın. Çünkü Türkiye çok büyük bir ülke, 77 milyonluk bir ülke. Türkiye olarak biz buraya geldik, Bulgaristan'daki o yüreği güzel insanlara etkinlik yapıyoruz. Şimdi bunun karşılığında Bulgar sanatçılarını da biz Türkiye'de ağırlamak isteriz. Ben bunu istiyorum, yani hep ben mi buraya geleyim, siz de oraya gelin. Başkanla (TÜRKSAD Derneği Başkanı Müzekki Ahmet) da konuştuk, yani burada güzel bir derneğiniz var. Bu derneğinizin şemsiyesi altında folklor, müzik, resim yapan sanatçılarımızı toplayın oraya gelin, biz orada ev sahipliği yapalım, ortak bir etkinlik yapalım. Orada da insanlarımıza Kırcaali'nin zenginliğini, güzelliğini, tarihini, dostluğunu anlatalım. Burada toplumlar, insanlık, barış kazansın. Yoksa birbirimize komşuyuz, çok yakınız, ama gitmezsek, gelmezsek, çayını içmezsek, ekmeğini yemezsek, bir şeyi bölüşmezsek nerede kaldı dostluk, nasıl geliştireceğiz dostluğu biz?! O yüzden burada sanatın gücünü kullanmalıyız diye düşünüyorum.

-Çok güzel bir söyleşi oldu. Çok teşekkür ederim, Allah razı olsun! Başarılarınız daim olsun efendim.

-Ben de teşekkür ederim. Allah sizden de razı oslun!

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN

23 Ekim 2015, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

11 Kasım 2015, Kırcaali Haber Gazetesi

Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Hazırlık Fakültesi Dekanı Yrd. Doç. Dr. Halil Adıyaman: "Bulgaristan'dan Öğrenci Götürmek İçin Buradayım"

 




Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Hazırlık Fakültesi Dekanı Yrd. Doç. Dr. Halil Adıyaman, üniversitenin Bulgaristan programını tanıtmak üzere Kırcaali'ye geldi.

Konuyla ilgili bugün Kırcaali Haber Gazetesine verdiği mülakatı dikkatinize sunuyoruz.

- Sayın Yrd. Doç. Dr. Halil Adıyaman, Kırcaali'ye ziyaret sebebiniz nedir?

- Türkistan şehrinde Kazakistan Cumhuriyeti'nin uluslararası ortak bir üniversitesi var. Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, hem Türkiye tarafından, hem de Kazakistan hükümeti tarafından desteklenen bir devlet üniversitesi. Bu üniversitede yılda 200 öğrenci burslu kabul ediyoruz. Türk Dünyası ve Akraba Topluluklar diye bir proje var. Bu öğrencilerimizi dünyanın farklı ülkelerindeki Türklerden ve akraba topluluklardan seçiyoruz. Balkanlardaki Türk varlığından da öğrenci alabilmek için ben buraya geldim. Bulgaristan'dan, Makedonya'dan, Kosova'dan, Arnavutluk'tan ve Bosna-Hersek'ten öğrenci götürmek için geldim. Bu öğrencilerimizi not ortalamasına göre başarılı öğrenciler içerisinden seçiyoruz. Lisedeki dört yıl boyunca aldığı notlara göre iyi olan öğrencilerimizi tercih ediyoruz. Bulgaristan için ayrılan kontenjan 10 kişi. Geçen yıl 10 tane öğrencimiz vardı. Bir yıl boyunca bunlar Türkçe, İngilizce ve Kazakça hazırlık dersi görüyorlar. Bir yılın sonunda biz onlarla sınav yapıyoruz-Türkçe ve Kazakça sınavı. Bu sınavlarda aldıkları puanlara göre bölümlerini belirliyoruz. Üniversitemizde sekiz tane fakülte var-Ekonomik, Bilişim ve Teknoloji Mühendislik, Fen Bilimleri, Tarih ve Eğitim, Filoloji, Hukuk, Tıp, Spor Sanat, Eğitim, Uzaktan Eğitim ve Açık Öğretim fakülteleri, yaklaşık 15 bin öğrenci, 900 hoca. Rusça, Türkçe, İngilizce ve Kazakça olmak üzere dört dilde eğitim yapılıyor. Çünkü çok farklı ülkelerden hocalarımız var. Ben de Türkiye tarafından Kazakistan'a görevlendirilen hocalardan bir tanesiyim.

-Siz ne hocasısınız?

-Ben 15 yıldır Türk Dili ve Edebiyatı hocalığı yapıyorum. Ben normalde Türkiye'de Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde çalışıyorum. Devlet bizi Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesine görevlendirdi. İki yıldır orada Filoloji Fakültesinde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çalışıyorum. Aynı zamanda da Hazırlık Fakültesi'nde dekanlık yapıyorum. 400 tane Kazak öğrencimiz, 200 tane de Türk dünyasından gelen toplam 600 öğrencimiz var. Ben bu fakültenin dekanıyım. Şu anda 25 ülkede arkadaşımız, Türk dünyasından üniversitemize kaliteli öğrenci bulmak için farklı ülkelere dağıldı. Ben de buraya geldim. Biz öğrencilere 100 dolar burs veriyoruz. Orada geçimlerini sağlamaları için, geliş ve gidiş ücretlerini, uçak biletlerini ödüyoruz. Örneğin, buradan Kazakistan'a 500 dolara uçak bileti varsa, öğrenciler mağdur olmasın diye yaklaşık 700-800 dolar gibi fazlaca para ödüyoruz. Bir eylül ayında gidiş, haziran ayında geliş paralarını, uçak paralarını ödüyoruz. Ve Türk Dünyası projesi kapsamında aylık 100 dolar burs veriyoruz. Eğer başarıları ortalama 3,5 üstünde, 4 üzerinde olursa, bu 150 dolara kadar ilerleyen sınıflarda çıkabiliyor. Bulgaristan'dan gelen öğrenciler arasında en yüksek puan alan Tıp Fakültesi'ne sonraki Diş Hakimliği'ne, sonra Biyoloji, Uluslararası İlişkiler, bu şekilde on tane öğrencinin bölümlerini sene sonundaki Türkçe ve Kazakçadan aldıkları puanlara göre ve tercihlerine göre yerleştiriyoruz. Şimdi girecekleri bölümler belli olmuyor. Bir yılın sonunda girecekleri sınavlar ve tercihlerine göre biz bölümlerini belirliyoruz. Kazakistan'da yurtlarımız var. Hazırlık Fakültesi'nde eğitim gördükleri bir yıl boyunca arkadaşlarımız öğrenci yurtlarında kalacak. Eğer isterlerse orada ev tutup orada kalabilirler.

-Üniversite hakkında genel bilgiler verir misiniz?

-1992 yılında kurulmuş bir üniversite. 23 yıllık bir üniversitedir. Türk tasavvufunun kurucusu olarak kabul edilen Hoca Ahmet Yesevi hazretleri, Türk ve İslam açısından çok önemli bir şahsiyet. Onun türbesinin bulunduğu yere Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılmış ve Kazakistan ile ortak bir üniversite olmuştur. Kuruluş amacı bu kişinin dünya çapında duyurulmasıdır. Bu bir Türk bilginidir, tadavvuf ehlidir. Onun için bir üniversite kurulması amaçlanmış. Üniversitemiz Kazakistan'ın 200 bin nüfuslu Türkistan şehrinde yer alıyor. Arnavutluk, Makedonya, Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan, Afganistan, Suriye, Suudi Arabistan, Çin'deki Doğu Türkistan'daki Türkler, Tuva, Altay, Saha, Hakas, Yakut, Dağıstan, Kabardin- Balkar, Özbekistan, Moğolistan, yani Adriyatik'ten Çin Seddine kadar Türk dünyasının bulunduğu her yerden 25 ülkeden öğrencimiz var bizim. Ayriyeten Hazırlık Fakültesi'nde bir yıl, Türkistan şehrine 30 km uzaklıkta Kentav şehri var. Orada kampüsümüz var. 1966 yılında dünyanın en düzenli şehri seçilmiş. Orası da 80 bin nüfuslu bir yer. Hazırlık Fakültesi'ndeki bir yıl boyunca dil eğitimini bu Kentav şehrinde veriyoruz. Lisans fakülteye geçtiğinde öğrencilerimiz Türkistan şehrine merkez kampüsün olduğu yere yerleşiyorlar.

-Yüksek lisans programlarınız da var mı?

-Lisansı bitirdikten sonra yüksek lisans ve doktora yapabilirler, fakat Kazakistan'ın kanunlarına tabi yüksek lisans ve doktora alımları. Bundan dolayı genellikle Ahmet Yesevi Üniversitesi'nden mezun olan kişiler yüksek lisans ve doktora yapabilir. Bunun haricinde uzaktan eğitimimiz var. Bu eğitim Türkçe. Uzaktan eğitimli yüksek lisans ve lisans eğitimlerimiz var. Bir kez Türkiye'de sınavlara giriyorlar. TÜRTEP diye kısaltıyoruz. İnternetten girdiklerinde Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesinin Uzaktan Eğitim sayfasına kayıt olabilirler. Oradan yüksek lisans/mastır eğitimlerini yapabilirler. Türkiye'nin en başarılı, en gelişmiş altyapısına sahip uzaktan eğitim Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde var.

-Hangi bölümlerde lisans ve lisansüstü yapılabilir?

- Lisans eğitiminde 60 tane bölümümüz var. Tıp Fakültesinde Diş Hekimliği, İlahiyat, Kazak Dili, Rus Dili, Çin Dili, Türk Dili ve Edebiyatı, Uluslararası İlişkiler, İşletme, Turizm, Ekonomi, Finans, Bilgisayar Mühendisliği, Enerji Mühendisliği, yani dünya tarafından tercih edilen yaklaşık 60 bölümümüz var. Bu bölümlerde öğrenciler tercihlerine göre İngilizce, Kazakça ve Türkçe olarak eğitimlerini sürdürebilirler. Örneğin, turizmde Türkçe, Kazakça veya İngilizce sınıfı. Zaten üniversitemizin uluslararası isminin korunmasının nedeni de budur. Birden fazla dille eğitim yapıyoruz. Ayrıca Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, İşletme, Turizm, Eğitim Bilimleri, Bilgisayar Mühendisliği, Endüstri Mühendisliği ve saire bölümlerimizde uzaktan eğitimle yüksek lisans yapabilirler.

-Bulgaristan'dan öğrenci adayları nasıl başvuru yapacaklar?

-İnternet ortamında başvurularımız var. www.yesevi.edu.tr adresinden başvurularını yapabilirler. Bizim istediğimiz belgeler lise diploması, lise diplomasının Türkçeye tercümesi, lisede aldığı dört ya da üç yıl boyunca aldığı derslerin not döküm belgesinin Türkçe'ye tercümesi, bir de vize alınacağı için pasaportun Türkçeye tercümesi ve bir tane de son altı ay içerisinde çekilmiş bir fotoğrafı tarayıcıda tarayıp benim e-mail adresime hadiyaman03@hotmail.com gönderdiklerinde biz onların başvurularını alacağız. Eğer başvuru çok olursa, not dökümüne göre başarılı öğrencilere öncelik tanıyacağız. Daha önce Bulgaristan'dan gelen şu anda Tıp Fakültesi'nde Diş Hekimliğinde, Uluslararası İlişkilerde okuyan öğrencilerimiz var. 90'lı yıllarda okuyup mezun olup burada doktorluk yapan kişiler de var. Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, hem Türkiye, hem Kazakistan üniversitesi, yani çift diploma veriliyor. Bundan dolayı diploma da her yerde geçerli. Buradan 90'lı yıllarda mezun olup Sofya'da kalp doktoru olarak çalışan Bulgaristan Türkü arkadaşlarımız da mevcut. Turizm bölümlerinden mezun olanlar da var. Bu yıllardır devam eden bir proje. Bu sene Balkanlara ağırlık verdik. Balkanlar'dan daha çok öğrenci götürmeyi hedefliyoruz. Aday öğrenciler bize Facebook, e-mail, Tweeter kanalıyla, ya da direct sistemden girip üniversitenin sitesinden 10 Haziran-10 Temmuz arasında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin sitesine www.ayu.edu.tr girdiklerinde oradan başvurularını yapabilirler. Onun haricinde bize ulaştıklarında biz onları başvuru ile ilgili yönlendirebiliriz.

-Kırcaali'ye ne zaman geldiniz?

-Ben Kırcaali'ye dün geldim. Bugün de yolcuyum. Sofya'ya gideceğim. Oradan da Makedonya'ya geçeceğim. Üsküp'e gideceğiz, daha çok da Doğu Makedonya'ya Türklerin yaşadığı yerlere gidip bilgilendirme yapacağım. Tüm Balkanları belli bir sürede gezmemiz gerekiyor, öğrencileri bilgilendirmemiz gerekiyor. Türkiye konsoloslukları, büyükelçilikler, Yunus Emre kültür merkezleri, TİKA, bize bu konuda yardımcı oluyorlar. Ayrıca Türklerin yoğun olduğu okullarda tanıtım yapıyoruz.

-Bulgaristan'da tanıtım programınızı paylaşır mısınız?

-Biz Şumnu'ya gittik, Burgaz'a gittik. Geçen sene üniversitemize gelen bu şehirlerde öğrencilerimiz var. Onların tanıdıkları kanalıyla ve bir de daha önce 90'lı yıllarda mezun olmuş Sofya'da doktorluk yapan öğrencilerimizin tanıdıkları kanalıyla tanıtım yaptık. Daha önceden Kırcaali'den öğrencimiz yok. Onun için özellikle burayı tercih ettim ben. İki gündür farklı yerleri ziyaret ettik. Bölgede çeşitli yerleşim yerlerine gittik, muhtarlarla görüştük ve herkese haber verdik. Bana bu konuda Tasim (Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (NPSD) Kırcaali İl Başkanı Tasim Tasim) yardımcı oldu. Müzekki Bey'e (gazetenin sahibi Müzekki Ahmet) yönlendirildim. Daha önceki yıllarda iki yıl önce yine bizim gibi buraya gelen bir hocamız vardı. O hocamız, Müzekki Bey ile görüşmüş. Buradan öğrenci gelmiyor ama tekrar biz böyle bir röportaj yapıp gazetede yayınlanırsa daha çok öğrenciye ulaşırız diye böyle bir yol tercih ettik.

-Gazetemiz aracılığıyla Bulgaristan'daki Türk gençlerine seslenmek ister misiniz?

-İyi bir eğitim almak istiyorlarsa, hem Türkçeyi, hem Kazakçayı, hem Rusçayı, hem İngilizceyi öğrenmek istiyorlarsa, kendi memleketlerine, kendi insanlarına faydalı olmak istiyorlarsa ben onları Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesine davet ediyorum. Hem ekonomik anlamda sıkıntıları olmayacak, ailelerine yük olmayacaklar, hem de kendi eğitimlerini kendileri tamamlayacaklar.
Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi onlar için bir şanstır. Onları bu şansı değerlendirmeye davet ediyorum.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN

Haziran 2015, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

17 Haziran 2015, Kırcaali Haber Gazetesi




Kadriye Latifova Müzikal Tiyatrosu Ekibi, "Boyacı" Oyununun Provalarına Başladı




Kırcaali Tiyatro ve Müzik Merkezi Müdür Yardımcısı Sabiha Mestan, Türkiye Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nden görevli olarak Kırcaali'ye gelen İstanbul Devlet Tiyatrosu'ndan rejisör Burak Karaman ve tasarımcı Behlüldane Tor "Boyacı" adlı oyununu sahnelemek üzere çalışmalara başladıklarını bildirdi. Sabiha Mestan, "Ağustos ayının sonunda Ankara'ya gittiğimde o zamanki Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt'tu. Onunla bir görüşme yaptım. Sonra Başdramaturg Vildane Durdağ ile görüştüm. Vildane Hanım bana bizim oyuncu kapasitemize göre hangi oyunları oynayabileceğimiz konusunda tavsiyelerde bulundu. Mesela, bizde Türkçe konuşan 3 bayan ve 5 tane de erkek oyuncu var. Tavsiye edilen oyunlardan bir hafta içinde Tuncer Cücenoğlu'nun "Boyacı" oyununu seçtik. Çünkü güzel bir komedi, güncel, insan oyunun senaryosunu okuduğu zaman sanki olayları kendi yaşıyor gibi bir hisse kapılıyor. Biraz daha cana yakın, böyle ağır bir drama olmasın, mutlak komedi olsun istedik ve ondan Boyacı'yı tercih ettik" diye paylaştı. Ayrıca Müdür Yardımcısı, Kadriye Latifova Müzikal Tiyatrosu ekibinin hazırladığı oyunda başrolleri Tezcan Ferad - Cani ve Rahim Ferad - Raka'nın paylaştıklarını bildirdi.

Bu vesileyle İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Burak Karaman ile yaptığımız kısa söyleşiyi okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

-Sayın Burak Karaman, kısaca kendinizi tanır mısınız?

-Tabii ki. Ben Burak Karaman. İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda hem oyuncuyum, hem rejisörüm. Aynı zamanda Türkiye'de Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde oyunculuk üzerine öğretim görevlisiyim, hocayım ve bir seslendirme sanatçısıyım. Yaklaşık 30 yıldır tiyatro ile uğraşıyorum.

-Kırcaali'ye ne zaman geldiniz?

- 13 Ekim'de Kırcaali'ye geldim. Türkiye'de Bakanlık ve Devlet Tiyarosu ile Kadriye Latifova Müzikal Tiyatrosu'nun ortak çalışması üzerine Türk devleti tarafından görevlendirildim. Tuncer Cücenoğlu'nun "Boyacı" adlı oyununu yönetmek üzere buradayım.

- Provalara ne zaman başladınız?

- Hemen 14 Ekim'de provalara başladık. Kısmetse bu ayın son haftasında oyunu sahnelemeye başlayacağız. Bunun için hızlı bir şekilde provalara devam ediyoruz.

- Buradaki ekipten memnun musunuz? Nasıl gidiyor çalışmalar?

- Evet, memnunum, çünkü gayet çalışkan bir ekip var. Yeni tanıştık ama oyuncu dili birdir zaten, çabuk anlaştık. İşte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Gelirken zaten önyargım (nasıl olacak, nasıl bitecek) diye bir şey yoktu. Geldiğimde de çok iyi bir tiyatro ve çok iyi bir ekip buldum. Gayet güzel gidiyor her şey.

- Üzerinde çalıştığınız oyun hakkında biraz bilgi verir misiniz?

- Oyun bir komedi oyunu. Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı "Boyacı" isimli oyun. Oyun, bir doktor muayenehanesinde boya yapmak üzere gelen karı kocadan (karısı temizliğini, kocası da boyacılığını yapacak) yanlılık sonucu hastalanan biri doktor muayenehanesine kendini atınca kriz geçiriyor. Bu karı koca adamın cebinden ilacını bulup onu iyileştiriyorlar. O iyileşen adam da onları doktor sanıyor ve onların da paraya ihtiyaçları olduğu için bu doktorluk işini biz de yapabilir miyiz diye düşünüp bu işten para kazanmak için bir yandan boya yaparken, bir yandan gelen hastalara bakmaya başlıyorlar. Ama işler bir süre sonra karışmaya başlıyor ve içinden çıkılmaz bir duruma gelip her şey üst üste biniyor. Bunun üzerine bir komedi oyunu söz konusudur.

- Kırcaali'ye ilk defa mı geliyorsunuz?

- Bulgaristan'a ve Kırcaali'ye ilk defa geliyorum. Hani yurt dışında çeşitli görevlere gittim, festivallere katıldım ama Bulgaristan'a gelmek daha önce kısmet olmamıştı. Ama en uzun süreliğine Bulgaristan'a gelmiş oldum diğer ülkelerden sonra.

- Peki. Kırcaali ile ilgili izlenimlerinizi paylaşır mısınız?

- Kırcaali çok güzel, çok sakin. Burada yaşam böyle yavaş ve daha huzurlu geçiyor. Biz çünkü İstanbul'da çok kalabalık şehirde sürekli yetişme telaşı içinde, trafik içinde koşturarak, gürültü içinde çok hızlı bir hayatta neredeyse nefes almadan yaşamaya çalışıyoruz. Aksine burada her şey çok rahat. Hava güzel, temiz, koşturma yok, trafik yok. O yüzden o rahat bana da geldi. Çalışırken o kadar yorgun da olmuyorum. Çünkü İstanbul'da daha çalışacağınız yere daha iki saatte zar zor gittiğiniz için gittiğinizde çalışmaya başlamadan yorgun oluyorsunuz. Burada o avantajım var. Çalışmaya yorgun başlamıyorum en azından.

- Kırcaali'deki tiyatro severlere her hangi bir mesajınız var mı?

- Aslında Türkiye'deki ve dünyada birçok yeri karşılaştırdığımızda Kırcaali bu nüfusuna rağmen çok büyük ve güzel bir tiyatroya sahip. Yani birçok ülkede bu büyüklükte bir tiyatro şehirlerde bile yok. Türkiye'de mesela, nüfusu 1 milyon olan şehirlerde bile böyle bir tiyatro bulamayabilirsiniz. O anlamda Kırcaaliler şanslılar, sahip çıkmalılar ve buranın yaşaması için bütün oyunlara, gösterilere, konserlere, artık ne varsa takip edip gelerek buranın yaşamasını sağlamalılar. Çünkü bu önemli bir nimet. Sosyal hayata büyük bir katkı. Bu kadar az nüfusu olan bir yerde bu kadar büyük tiyatro kolay kolay dünyanın her yerinde yok. Amerika'da 10-15 bin kişilik bir kasabada böyle 600 kişilik bir salon bulmanız o kadar kolay değil. O yüzden kıymetini bilip yaşatmak gerekiyor.

-Çok teşekkür ederim. Kolay gelsin!

-Ben teşekkür ederim. Size de başarılar dilerim.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN

31 Ekim 2014, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

12 Kasım 2014, Kırcaali Haber Gazetesi

 

Türkiye Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Ulvi Ata ile Söyleşi





Bugün bayramın üçüncü gününde T.C. Sofya Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Ulvi Ata, Kırcaali Bölge Müftülüğünü ziyaret etti. Bölge Müftüsü Beyhan Mehmet, konuğunu makamında ağırladıktan sonra Sayın Ata ile gazetemiz için kısa bir mülakat gerçekleştirdik.

-Sayın Ulvi Ata, bu bir bayram ziyareti mi, yoksa başka bir sebep de mi var?

- Öncelikle ben bütün Müslümanların Kurban Bayramını tebrik ederim. Buradaki ve dünyadaki bütün Müslümanlara Kurban Bayramı hayırlı uğurlu olsun. Kurban Bayramı münasebetiyle Müslüman kardeşlerimizin Türkiye Diyanet Vakfına, Diyanet İşleri Başkanlığı'na vekâlet yoluyla gönderdikleri kurbanların önemli bir bölümünü Bulgaristan'da kestik ve Bulgaristan'da yaşayan kardeşlerimize ikram etmek üzere dağıttık. Üç ana merkezde biz bu faaliyetlerimizi yürüttük. Deliorman bölgesinde Şumnu'da, Kırcaali bölgesinde Mestanlı (Momçilgrad) ve Rodoplardaki bölge müftülüklerimizin bünyesinde bu vekâlet yoluyla gönderilen kurbanlar elhamdülillah, bayramın birinci günü, ikinci günü ve üçüncü günü olmak üzere kesildi ve ihtiyaç sahiplerine ikram edilmek üzere dağıtıldı. Türkiye'den Diyanet İşleri Başkanlığımız bu faaliyetleri yerinde görmek, bu faaliyetlere yardım etmek üzere üç kişilik bir heyet gönderdiler. O üç kişilik heyetten biri Demirhan Dinçbey, diğerleri Erol Demirbey ve Tarkan Naspe. Onlarla birlikte Bulgaristan'ın önemli bir bölümünü ziyaret ettik. Bu vesileyle ben tekrar kurbanlarını bağışlayanlara, buraya gönderenlere, burada kurban organizasyonunu dini usullere göre kesmek için emek verenlere, muhtaçlara kadar ulaşması için gayret edenlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Burada mutlak surette ifade etmem gereken bir şey de biz bunu Başmüftülüğümüz ile müşterek yaptık. Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçimiz Sayın Süleyman Gökçe'nin başkanlığında bu konuyla ilgili yapılacakları önceden müzakere ettik, arkasından Bulgaristan Müslümanları Diyanet Başmüftülüğü ile bu konuları müzakere ettik, birlikte çalıştık ve gözlemim o ki, başarılı bir kurban organizasyonu sürdürüldü. Buraya Diyanet İşleri Başkanlığı dışında gelen sivil toplum kuruluşlarının buraya getirdiği kurbanların da hem dini vecibelere, hem de buranın yasalarına uygun bir şekilde kesilebilmesi için onlara rehberlik ettik, yardımcı olduk. Böylelikle bayramın bu geldiğimiz bugünkü noktasında mutlulukla ifade edebiliyoruz ki, Allah'a hamd olsun, huzur içerisinde, barış içerisinde sevgi, kardeşlik, karşılıklı saygı içerisinde Kurban Bayramı'nı idrak etmenin ve bu konuda bağışçıların niyetlerine, dileklerine uygun bir şekilde kurbanlarının kesilip hedefine ulaşmanın bahtiyarlığı içerisindeyiz. Tekrar Allah bizi günlere, bayramlara sağlık, afiyet içerisinde kavuştursun.

-Yanılmıyorsam, Türkiye Büyükelçiliği'nde bu göreve yeni başladınız. Daha önceden Kırcaali'ye geldiniz mi?

-Ben Ramazan'dan bir gün önce Bulgaristan'a geldim. Yaklaşık üç aydır Türkiye Sofya Büyükelçiliği'nde Din Hizmetleri Müşaviri olarak görevde bulunuyorum. Bu süre içerisinde daha önce Kırcaali'ye geldim. Bu dördüncü gelişim. Ramazan'da, Ramazan'dan sonra ve dün geldik. Mestanlı'da, Şumnu ve Rusçuk'ta (Ruse) malum bizim ilahiyat liselerimiz var. Sofya merkezde Yüksek İslam Enstitüsü'müz var. Onları ve onun dışındaki camilerdeki yürütülen faaliyetlere rehberlik etmeye çalışıyoruz.

-Burada yürüttüğünüz çalışmalar ne durumda?

-Biz buraya hizmet etmeye geldik. Buradaki soydaşlarımıza yardımcı olmaya geldik. Tabii ki, buranın Bulgaristan devletinin, hükümetinin bize tanıdığı imkanlar içerisinde Türkiye'mizin, Türkiye'deki ilgililerin buraya gönderdikleri yardımları, ilgilileri ulaştırmak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Biz burada Bulgaristan ve Türkiye arasında bir dostluk köprüsü, bir sevgi köprüsü, bir barış köprüsü oluşturuyoruz.

-Çalışmalarınız konusunda Bulgar devletinden destek görüyor musunuz?

-Genel anlamda iyi bir iş
birliği halindeyiz. Bazı yerlerde bazı şeyler aksayabilir. Onları da mesajları doğru vermemiz halinde, doğru, güzel bir iletişime geçmemiz halinde, birbirimize güvenmemiz halinde onların da aşılabileceği kanaatindeyim.

-Son olarak bir şey söylemek ister misiniz?

-Ben tekrar bütün kardeşlerimizin, soydaşlarımızın bayramlarını tebrik ediyorum. Sağlık içerisinde, barış içerisinde, güvenlik içerisinde nice bayramlar diliyorum.

Söyleşi: Resmiye MÜMÜN

6 Ekim 2014, Kırcaali Haber Gazetesi Sitesi

15 Ekim 2014, Kırcaali Haber Gazetesi